Psikoloji okumayı seçtiğim günden beri şunu biliyordum: Ben insanların kırılgan, gerçek, insan olmaya dair ne varsa deneyimledikleri hallerine eşlik edebileceğim bir yere konumlanacaktım. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde başarı bursu ile okurken de, sonrasında bir kadın sığınma evinin kurucu müdürlüğünü yaparken de bunu çok derinden yaşadım. Orada aile içi şiddetin, kopuşların, çaresizliğin ve temassızlığın nereye varabildiğini yakından gördüm. Ve şunu fark ettim: Bir yerden başlamak gerekiyordu. O yer de çocukluk olsa çok iyi olurdu... Kadın sığınma evinde çocuklar için kurduğum küçücük bir oyun odası, bugün yaptığım her şeyin tohumu oldu. O odada çocukların oyuna daldıkça nasıl rahatladıklarını, temas gördükçe nasıl yumuşadıklarını izledim. O günden sonra oyun benim için sadece oyun olmadı; çocukların dili, kalbi, kendini iyileştirme yolu oldu. Uzmanlık tezimi de bu...
Psikoloji okumayı seçtiğim günden beri şunu biliyordum:
Ben insanların kırılgan, gerçek, insan olmaya dair ne varsa deneyimledikleri hallerine eşlik edebileceğim bir yere konumlanacaktım. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde başarı bursu ile okurken de, sonrasında bir kadın sığınma evinin kurucu müdürlüğünü yaparken de bunu çok derinden yaşadım. Orada aile içi şiddetin, kopuşların, çaresizliğin ve temassızlığın nereye varabildiğini yakından gördüm. Ve şunu fark ettim:
Bir yerden başlamak gerekiyordu. O yer de çocukluk olsa çok iyi olurdu...
Kadın sığınma evinde çocuklar için kurduğum küçücük bir oyun odası, bugün yaptığım her şeyin tohumu oldu. O odada çocukların oyuna daldıkça nasıl rahatladıklarını, temas gördükçe nasıl yumuşadıklarını izledim. O günden sonra oyun benim için sadece oyun olmadı; çocukların dili, kalbi, kendini iyileştirme yolu oldu. Uzmanlık tezimi de bu yüzden “Aile İçi Fiziksel ve Psikolojik Şiddetin Ebeveynler ve Çocuklar Üzerindeki Etkileri” üzerine yazdım. Çünkü ailede olan bitenin çocuğun ruhuna nasıl kazındığını yakından biliyordum.
Sağlık Bakanlığı’nda çalıştığım yıllarda hem sağlıklı gelişim gösteren hem de farklı gelişim gösteren pek çok çocukla çalışma şansım oldu. Her çocuk bana başka bir pencere açtı. 2009’da başlattığım “Iraz’ın Oyun Grupları”, aslında içimde büyüyen şu ihtiyacın dışavurumuydu:
Çocuklar oynasın, ebeveynler biraz durup baksın, temas etsinler, kaygı yerini neşeye ve bağlılığa bırakabilsin...
Alternatif eğitim modellerine duyduğum yakınlık, beni doğal olarak Waldorf pedagojisine götürdü. 2014–2017 yılları arasında Waldorf Erken Çocukluk Dönemi Eğitmen Eğitimi aldım ve 2015’te Waldorf’tan ilhamla MOMO Anaokulu’nukurdum. MOMO benim için bir “okul”dan çok, bir yaşam alanı. Ritmin, oyunun, doğayla temasın, yavaşlamanın mümkün olduğu bir yer. Bugün hâlâ anne babalarla ve eğitimcilerle birlikte, aynı soruların etrafında dönüp duruyoruz:
“Bir çocuğa gerçekten iyi gelen şey ne?”
“Iyileşme nerede başlıyor?”
“Iraz’ın Oyun Grupları” bugün MOMO’da MOMO Oyun Grupları olarak yoluna devam ediyor. O ilk oyun odasının ruhu hâlâ orada.
Klinik yolculuğumda da hep “insana temas eden” yaklaşımların peşinden gittim.
Gestalt terapi, varoluşçu analiz, deneyimsel oyun terapisi… Hepsi bana şunu hatırlattı: İyileşme sadece konuşarak olmuyor; bedenle, oyunla, ilişkiyle, temasla oluyor. Hem yetişkinlerle, hem ergenlerle ve hem de çocuklarla okullarda, danışmanlık merkezimde, şirketlerde, seminerlerimde, atölyelerimde ve bireysel buluşmalarda ve kurucusu olduğum MOMO Akademi'de çalışabiliyor olmak sanırım varoluşumun en keyifli tarifi...
ir ebeveynin “Çocuğumu ilk kez gerçekten gördüm” dediği an.
Bir çocuğun oyun odasında rahatça nefes aldığı o küçük anlar.
Bir eğitimcinin “şimdi başka bir pencerem daha var” diyerek rahatladığı o kırılma noktası.
Ben hâlâ her gün şuna inanarak çalışıyorum:
Bir çocuğun ruhuna dokunduğunda, bir ailenin hikâyesi değişebilir.
Bir ailenin hikâyesi değiştiğinde, dünya da biraz değişir.
Bazı kitaplar sadece okunmaz; bazı buluşmalar eşliğinde hayatınıza eklenir… Bu kitap kulübü sadece okumak için...Bazı kitaplar sadece okunmaz; bazı buluşmalar eşliğinde hayatınıza eklenir…
Bu kitap kulübü sadece okumak için değil; durmak, hissetmek, kendine biraz daha yaklaşmak için var.Ve her buluşmada bir kitabın etrafında toplanıyoruz ama aslında
kendi hikayemize o kitabından içinden bakıyoruz, değişimin döngüselliğine hayran kalıyoruz belki de…
Okuduklarımız bazen ebeveynliğimize ya da ebeveynlerimize, bazen ilişkilerimize, bazen çocukluğumuza ve içimizdeki küçük çocuğun saçlarını okşama ihtimaline ve bazen de kendimiz olma tutkumuza dokunuyor. Bazen bir cümle uzun zamandır el ele tutuşmaktan kaçındığımız bir duyguyu yakalıyor, bazen biri kitabın içinden kulağımıza ve kalbimize fısıldıyor: yalnız değilsin…
Bu kulüpte “doğru yorum” yok. Hızlı okumak, akıllı tespitler yapmak, çok şey bilmek de şart değil.
Merak etmek yeterli…
Ben bu kulübü, insanların güvenli bir çemberde düşüncelerini değil, hislerini de paylaşabildiği bir alan olsun diye kurdum. Ve evet, bazen güleceğiz, bazen zorlanacağız, bazen “tam da bu” diyeceğiz.
Ve her seferinde bir parça daha derine ineceğiz.
Eğer sen de
– Okuduğun kitabın sana ne yaptığını merak ediyorsan,
– Birlikte düşünmenin, birlikte hissetmenin gücüne inanıyorsan,
– “Ben kimim, hayatımın bu döneminde tam olarak neredeyim?” sorusu senin için kıymetli ise, bu çember sana iyi gelebilir.
Bu bir okuma grubu değil sadece; kendinle daha sahici bir temas alanı. Ve evet, bazen bir kitap insanın hayatında bir kapıyı aralayabiliyor ve biz o eşikte birlikte durup ne yapacağımızı seslendirebiliyoruz….
Seminerlerim benim için “bildiklerimi anlatmak” değil, birlikte durmak, düşünmek ve birlikte biraz rahatlamak için keyifili...Seminerlerim benim için “bildiklerimi anlatmak” değil, birlikte durmak, düşünmek ve birlikte biraz rahatlamak için keyifili bir buluşma alanı.
Anne baba olmak, çocuk büyütmek, ilişki kurmakve yetişkin olmak… Bunların hiçbiri sadece teknik bilgi ile ele alınabilecek meseleler değil ve meseleler değil ve hepsi insanın kendi çocukluğuna, yaralarına, güçlü yanlarına dokunuyor.
Seminerlerde tam da bu yüzden sadece “ne yapmalı?”yı değil, “ben bu ilişkide kim oluyorum?”u konuşmayı seviyorum.
Seminerlerimde; çocuğun davranışının arkasındaki ihtiyacı, ebeveynin zorlandığı yerde kendi hikâyesini, evin içindeki görünmeyen ilişki dinamiklerini birlikte anlamaya çalışıyoruz.
Teori elbette var ama ezbere reçeteler yok.
Bilgi elbette var ama “ben bilirim” anlatısı yok.
Hayatın içinden örnekler, gerçek sorular ve gerçek duygular var.
Bazen “çocuğum çok öfkeli” diye geliyorsunuz, bazen “ben artık çok yoruldum” diyerek…
Çoğu zaman seminerden çıkarken şu oluyor: Sorun küçülmüyor belki, ama siz o sorunla artık başka bir repertuar ile baş edebiliyorsunuz…
Bu seminerler;
– ebeveynler için,
– çocuklarla çalışan eğitimciler için,
– danışmanlar ve terapistler için
yani insanla temas eden herkes için.
Çünkü bazen bir cümle, bir bakış açısı, bir küçük içgörü… Bir evin havasını ve gidişatın hissettirdiklerini gerçekten değiştirebiliyor.
Seanslar
İnsan bazen hayatında olan bitene yakından bakmak ister, bazen çocuğuna ya da evdeki ergene…İşte seanslar,...İnsan bazen hayatında olan bitene yakından bakmak ister, bazen çocuğuna ya da evdeki ergene…İşte seanslar, o bakışı birlikte mümkün kıldığımız yer.